Hindistan cevizi bir meyve değil, bir vaat. Güneşin ciltte bıraktığı tuzlu sıcaklığın, kumun ayak parmaklarının arasından kayışının, ufuk çizgisinde eriyen bir öğleden sonranın vaadi. Parfümeride ise bambaşka bir paradoks: doğadan gelen ama doğada neredeyse hiç var olmayan bir koku. Çünkü taze Hindistan cevizini kokladığınızda, parfüm şişelerinden tanıdığınız o yoğun, kremsi, neredeyse karamelize tatlılığı bulamazsınız. O koku bir inşa, bir hayal, bir olfaktif kurgu. Ve belki de tam bu yüzden bu kadar büyüleyici. Tropikal cennetin şişelenmiş hali mi, yoksa hiç gitmediğimiz bir yerin nostalisi mi? Hindistan cevizi notası, parfümerinin en dürüst yalanlarından biri. Bu yalanın kimyasından kültürel kodlarına, kolonyal geçmişinden güneş yağı estetiğine, oradan da çağdaş niş yorumlarına uzanan hikayesini açalım. Bakalım, beraber.
Hindistan cevizi palmiyesi, Cocos nucifera, en eski ve en yaygın tropikal kültür bitkilerinden biri. Güneydoğu Asya'dan Polinezya'ya, oradan tüm tropik kuşağa yayılan bu ağaç, insanlık tarihinin sessiz tanığı. Sanskritçe'de "her ihtiyacı karşılayan ağaç" anlamına gelen kalpa vriksha olarak anılması boşuna değil; meyvesinden sütüne, yağından lifine, kabuğundan odununa kadar her parçası binlerce yıldır kullanılageldi. Hint ritüellerinde ise Hindistan cevizi, Vişnu, Lakşmi ve Ganeş'e adanan kutsal bir sunu; tapınaklarda kırılan Hindistan cevizleri, egonun parçalanmasını ve ruhun arınmasını simgeliyor. Bazı Polinezya anlatılarında bu ağaç, tanrıların insanlara armağanı olarak kabul görüyor. Hawaii geleneklerinde Hindistan cevizi, yaşam enerjisinin (mana) taşıyıcısı. Filipinler'de efsaneye göre, aşkından ölen bir genç kızın gömüldüğü yerden ilk Hindistan cevizi palmiyesi filizleniyor; meyvenin üç deliği, kızın iki gözü ve ağzı olarak yorumlanıyor. Yani Hindistan cevizi, daha parfüm şişelerine girmeden önce bile, insanlığın kolektif bilinçaltında derin izler bırakmış bir sembol. Peki bu kadim meyvenin kokusu ne zaman ve nasıl parfümerinin radarına girdi? İşte burada işler karmaşıklaşıyor. Çünkü taze Hindistan cevizinin kokusu, aslında parfümlerdeki Hindistan cevizi notasıyla pek örtüşmüyor. Gerçek meyve, hafif tatlı, sulu, neredeyse nötr bir aroma yayıyor; o bildik yoğun, kremsi, güneş yağı kokusundan eser yok. Parfümerideki Hindistan cevizi, büyük ölçüde bir laboratuvar icadı. Ve bu icat, 20. yüzyılın başlarında sentetik kimyanın patlamasıyla mümkün oldu. Jean-Claude Ellena’ya göre: "Parfümör doğayı taklit etmez, onu yeniden icat eder." Hindistan cevizi, bu yeniden icadın en çarpıcı örneklerinden. Çünkü kokusunun sırrı, lakton ailesinde yatıyor. Gamma-nonalakton, delta-dekalakton, gamma-oktalakton... Bu moleküller, parfümerinin tropik cennetinin yapı taşları. Özellikle gamma-nonalakton, Hindistan cevizi karakterinin belkemiği; kremsi, yağlı, hafif meyvemsi bir profil çiziyor. İlginçtir ki bu molekül, doğada Hindistan cevizinde değil, şeftali ve kayısı gibi meyvelerde daha yoğun bulunuyor. Parfümerideki Hindistan cevizi algısı, aslında bu laktonların ustalıkla harmanlanmasıyla yaratılan bir sentetik orkestrasyon. Delta-dekalakton ise daha kremsi, daha yağımsı bir karakter taşıyor; Hindistan cevizi sütünün o kadifemsi dokusunu çağrıştırıyor. Gamma-oktalakton, biraz daha hafif ve meyvemsi, tropikal meyve salatası etkisi veriyor. Bu üç lakton, farklı oranlarda birleştirildiğinde, parfümörün elinde sonsuz bir tropikal palet açılıyor: bazen plaj, bazen piña colada, bazen güneş kremi, bazen de sofistike bir gourmand derinliği… Aldehitler de Hindistan cevizi akorlarında önemli rol oynuyor. Özellikle Aldehyde C-12 ailesi, Hindistan cevizi yağının karakteristik kokusunu oluşturmada kritik bileşenlerden. Bu moleküller, sabun ve deterjan endüstrisinde o kadar yaygın kullanıldı ki, bir dönem Hindistan cevizi kokusu temizlik ve hijyenle neredeyse eşanlamlı hale geldi. Burası önemli, çünkü parfümerideki Hindistan cevizi algısının evrimini anlamak için bu endüstriyel geçmişi bilmek gerekiyor. Heliotropin ve kumarin gibi moleküller de Hindistan cevizi kompozisyonlarında sıkça karşımıza çıkıyor. Bu badem ve vanilya tonlu bileşenler, laktonların kremsi karakterini destekleyerek daha dolgun, daha yenilebilir bir Hindistan cevizi profili oluşturuyor. Modern parfümeride kullanılan Hindistan cevizi bazları (örneğin Gülçiçek’te oluşturduğumuz tropikal akorları), genellikle onlarca molekülün karmaşık formülasyonlarından oluşuyor. Tek başına Hindistan cevizi diye bir molekül yok; olan, bu moleküllerin ustalıkla bir araya getirilmesiyle yaratılan bir izlenim, bir anı, bir rüya.
Edward Said, Batı'nın Doğu'yu nasıl hayal ettiğini, nasıl kurguladığını analiz eder, malumunuz. Parfümeri de bu kurgudan bağımsız değil. Hindistan cevizinin parfümerideki serüveni, kolonyal dönemin egzotizm takıntısından ayrı düşünülemez. 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başları, Avrupa'nın uzak diyarlar fantezisiyle mest olduğu bir dönem. Oryantalizm sadece edebiyat ve resimde değil, koku sanatında da kendini gösteriyordu. Guerlain'in Jicky'si (1889), Shalimar'ı (1925), Coty'nin Chypre'i... Bu parfümler, Batılı burnun "öteki"yi nasıl hayal ettiğinin olfaktif belgeleri. Hindistan cevizi bu dönemde henüz ana akım parfümlerde belirgin bir nota olarak yer almıyordu, ama tropikal hayal gücünün periferisinde dolaşıyordu. Ylang ylang, tiare çiçeği, frangipani gibi Güney Pasifik notaları, Hindistan cevizinin habercileriydi, bir bakıma. Paul Gauguin'in Tahiti tablolarının olfaktif karşılığı aranıyordu; egzotik, ilkel, duyusal, Batı medeniyetinin yorgunluğundan kaçış vaat eden bir cennet kokusu… 20. yüzyılın ortalarında, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Amerikan kültürünün yükselişiyle birlikte tropik imajı demokratikleşti. Artık tropikler sadece aristokratların ve maceracıların erişebildiği uzak diyarlar değil, orta sınıfın da hayal edebileceği bir tatil destinasyonuydu. Hawaii'nin 1959'da ABD'nin 50. eyaleti olması, tiki kültürünün patlaması, Trader Vic's ve Don the Beachcomber gibi tropikal temalı barların popülerleşmesi... Tüm bunlar, Hindistan cevizinin kültürel kodlarını yeniden yazdı. Ve işte tam burada, parfüm tarihinin en ilginç kavşaklarından birine geldik; güneş yağı estetiği. 1944'te piyasaya sürülen Coppertone güneş yağı, Hindistan cevizi kokusunu kitlesel bir deneyime dönüştürdü. O karakteristik koku, UV filtreleriyle birlikte bilinçli olarak formüle edilmiş bir parfüm akorunun sonucuydu; Hindistan cevizi yağı, vanilik bileşenler ve laktonların özenli bir harmanı. Bu duyusal paket, bir neslin plaj anılarına kazındı. Güneş, kum, tuz, bronzlaşmış ten ve Hindistan cevizi kokusu... 20. yüzyılın ikinci yarısında Batılı kolektif bilinçte yaz ve tatil kavramlarıyla özdeşleşti. Marcel Proust, "Kayıp Zamanın İzinde" romanında kokunun hafıza üzerindeki gücünü ölümsüzleştirmişti: "Koku ve tat, daha kırılgan ama daha canlı, daha maddesiz, daha kalıcı, daha sadık kalır; ruhlar gibi, diğer her şeyin yıkıntıları üzerinde hatırlamaya, beklemeye, umut etmeye devam ederler." Güneş yağı kokusu, tam da bu Proustyen hafızanın modern versiyonu. Bir nefes, ve aniden on yaşındasınız, ailenizle tatildesiniz, deniz tuzlu ve güneş sıcak. Parfüm endüstrisi bu nostaljik potansiyeli görmezden gelemezdi. 2006'da Estée Lauder'ın piyasaya sürdüğü Bronze Goddess, güneş yağı estetiğini lüks parfümeriye taşıyan dönüm noktası oldu. Hindistan cevizi, tiare çiçeği, bergamot ve amber notalarını birleştiren bu koku, adeta şişelenmiş bir Hamptons yazı sunuyordu. Bronze Goddess bir parfümden fazlasıydı; bir yaşam tarzı manifestosuydu. Güneşte yanmış tenin, tuzlu saçların, beyaz keten elbiselerin, ahşap iskele üzerinde yudumlanan rosénin kokusu. Bronze Goddess'ın başarısı, Hindistan cevizi notasının ana akım parfümerideki rönesansını tetikledi. Arkasından Tom Ford Soleil Blanc (2016) geldi; Nathalie Gracia-Cetto imzalı, Private Blend koleksiyonunun tropikal temsilcisi. Bu noktada bir kısa bilgi verelim: Güneş yağı estetiğinin parfümerideki yükselişi, aslında daha derin bir kültürel değişimi yansıtıyordu. 20. yüzyılın başlarında bronzlaşmış ten, çalışan sınıfların (çiftçiler, işçiler) işaretiydi; aristokrasi solgun kalmayı tercih ediyordu. Coco Chanel'in 1920'lerde güneşte bronzlaşmasının (efsaneye göre Akdeniz'de bir yat gezisinde) moda dünyasında yarattığı devrim, bronz tenin statü sembolüne dönüşmesinin başlangıcıydı. Chanel'in kendisi şöyle demişti: "Moda sokaklardadır." Ama belki de plajlardaydı. Artık bronz ten, tatil yapabilecek kadar varlıklı ve boş zamana sahip olmanın göstergesiydi. Hindistan cevizi kokusu, bu yeni statü sembolünün olfaktif tamamlayıcısı oldu. 2000li yılların ortalarından itibaren yükselen niş parfümeri hareketi, Hindistan cevizine yeni kapılar açtı. Serge Lutens'in şu sözü, niş parfümerinin manifestosu gibi: "Parfüm bir aksesuar değil, bir otoportredir." Ve Hindistan cevizi, bu otoportrede beklenmedik roller üstlenmeye başladı. En radikal dönüşümlerden biri Serge Lutens Un Bois Vanille'de (2003) gerçekleşti. Christopher Sheldrake'in bu formülasyonunda Hindistan cevizi plaja değil, şömine yanına taşınıyordu. Byredo'nun Bal d'Afrique'i (2009), farklı bir yaklaşım sergiledi. Ben Gorham'ın Afrika'ya hiç gitmeden, sadece hayal ederek yarattığı bu koku, Hindistan cevizini bergamot, Afrika marigold çiçeği, buchu yaprağı ve vetiver ile buluşturuyordu. Jean Baudrillard'ın "simülakr" kavramı burada devreye giriyor: "Artık gerçekliğin bir haritası veya aynası değil, gerçeklikten önce gelen bir model söz konusu." Bal d'Afrique, tam da böyle bir simülakr; referansı olmayan bir gösterge, orijinali olmayan bir kopya. Creed'in Virgin Island Water'ı (2007), Karayipler'in sıvı hali gibi. Maison Margiela'nın Replica serisinden Beach Walk (2012), nostaljik yaklaşımın en samimi örneklerinden. Jacques Cavallier ve Marie Salamagne'ın ortak çalışması. Güneş kremi kokusu, ama dandik değil; o kadar iyi yapılmış ki güneşli bir hatıra gibi kalıyor. 2018'de Fragrance Foundation'dan Breakout Star ödülü alan Beach Walk, Tom Ford'un lüks yorumundan farklı; daha demokratik, daha erişilebilir, daha gerçek bir plaj anısı. Yat partisini değil, aile tatilini çağrıştırıyor. Ah tabii… Hindistan cevizinin parfümerideki bir diğer önemli kullanım alanı, gurmand kompozisyonlardan da bahsedelim. Thierry Mugler'in Angel'ı (1992), Olivier Cresp ve Yves de Chirin imzalı, gurmand kategorisinin çığır açıcı eseri olarak kabul edilir; paçuli, vanilya, karamel ve çikolata... Hindistan cevizi iz düzeyinde, az ama öz. Gurmand devriminin annesi. Polarize edici: ya seviyorsunuz ya nefret ediyorsunuz. Mancera Coco Vanille (2016), niş pazarın gurmand yorumu. Hindistan cevizi ve beyaz şeftali ile açılıyor, tiare çiçeği ve yasemin ile gelişiyor, Madagaskar vanilyası ile oturuyor. Montale Intense Tiare'ye yakın ama daha tatlı, daha vanilya ağırlıklı. Markanın tipik "daha fazlası daha iyidir" yaklaşımı bu parfümde de kendini gösteriyor; güçlü kalıcılık, orta-yüksek sillaj. Guerlain Terracotta Le Parfum (2014), Thierry Wasser imzalı, bronzlaştırıcı pudranın parfüm versiyonu gibi. Hindistan cevizi, tiare çiçeği, vanilya ve amber. Hafif, pudralı, yazlık. Çok karmaşık değil ama şık. Güneşli, altın, tatil havası. İmza kokusu olmaktan çok atmosfer yaratıyor; anlarsınız değişirse. Hindistan cevizi sadece güneşli plajların notası değil; karanlık, gizemli kompozisyonlarda da kendine yer buluyor. Versace Crystal Noir (2004), Antoine Lie imzalı, bu karanlık yorumun en çarpıcı örneklerinden. Ne plaj parfümü ne de tatlı bir gurmand; daha çok kadife elbiseli, karanlık bir zarafet. Gece için yazılmış. Dolce & Gabbana The Only One Intense (2019), Nathalie Lorson ve Olivier Polge'un ortak çalışması. Hindistan cevizi iz düzeyinde, kahve ön planda. Akşam için, gece için, kış için. Tatlı ama sofistike. Hindistan cevizi notası, parfümerideki cinsiyet kodlamalarıyla da karmaşık bir ilişki içinde. Geleneksel olarak "kadınsı" sayılan bu nota, plaj, tropikal meyve ve gurmand tatlılık çağrışımlarıyla feminen kategoride konumlandırıldı. Ama son on yılda bu algı ciddi şekilde sorgulanıyor. Frédéric Malle'nin bir söyleşide ifade ettiği gibi: "Erkek parfümü, kadın parfümü diye bir şey yoktur; sadece iyi parfüm ve kötü parfüm vardır.” Tom Ford'un Soleil Blanc'ı "unisex" olarak pazarlanıyor; erkeklerin de güneş yağı kokabilmesine izin veriliyor artık ve evet iyi parfüm kategorisinde. Creed'in Virgin Island Water'ı, lime ve Hindistan cevizi kombinasyonuyla, Karayip kokteyli estetiğini erkekler için de cazip hale getirdi. Bu parfümler, tropikal notaların sadece kadın parfümlerinin tekelinde olmadığını gösterdi. Jean Paul Gaultier Le Beau, erkek parfümü olarak pazarlansa da, minimalist tropikal yapısıyla cinsiyet sınırlarını bulanıklaştırdı. Hindistan cevizinin "fazla tatlı" veya "fazla feminen" damgasından kurtulması, bu yeni nesil unisex ve erkek parfümlerinin de katkısıyla mümkün oldu.
Hindistan cevizi kokusunun kültürel semiyotiği, son yıllarda akademik çevrelerde de tartışılır oldu. Postkolonyal teori perspektifinden bakıldığında, Batılı parfümerinin Hindistan cevizi kullanımı, "tropikal cennet" mitinin sürdürülmesine katkı sağlıyor. Bu mit, tropik bölgeleri tarihsizleştirilmiş, politikasızlaştırılmış, sadece Batılı turistlerin kaçış fantezisine hizmet eden mekanlar olarak konumlandırıyor. Beyaz kumlu plaj, berrak turkuaz su, Hindistan cevizi ağaçları... Bu imgeler, Karayipler'in veya Güneydoğu Asya'nın kolonyal geçmişini, ekonomik eşitsizliklerini, iklim krizinin bu bölgelere etkisini görünmez kılıyor. Susan Sontag, "Başkalarının Acısına Bakmak" kitabında imgelerin nasıl gerçekliği hem ortaya koyduğunu hem de gizlediğini analiz eder. Hindistan cevizi kokusu, bu anlamda, bir "beyaz gürültü"; gerçekliği örten, maskeleyen, sterilize eden bir perde. Tabii bu eleştiri, parfüm endüstrisinin bazı oyuncuları tarafından da içselleştirilmiş durumda. Gülçiçek olarak bizler, "yeşil kimya" prensipleriyle yeni lakton sentezi yöntemleri geliştirdik, geliştirmeye devam ediyoruz. Biyofermentasyon teknolojileri, petrol türevi kimyasallara başvurmadan, şeker kamışı veya mısır nişastası gibi yenilenebilir kaynaklardan lakton üretimine olanak tanıyor. Bu gelişmeler, Hindistan cevizi notasının karbon ayak izini önemli ölçüde azaltma potansiyeli taşıyor. CO2 ekstraksiyonu, doğal Hindistan cevizi özü elde etmek için de kullanılıyor. Bu yöntem, geleneksel solvent ekstraksiyonuna göre daha temiz, daha çevre dostu ve daha yüksek kaliteli özler üretiyor. Hindistan cevizi pulpundan (meyve etinden) CO2 ile elde edilen özüt, doğal meyvenin taze, sulu karakterini daha iyi yansıtıyor; bu da parfümörlere yeni yaratıcı olanaklar sunuyor. Upcycling (değer artırımlı geri dönüşüm) kavramı da Hindistan cevizi için geçerli. Hindistan cevizi sütü ve yağı üretiminin yan ürünleri olan kabuk ve lif, normalde atık olarak değerlendirilirken, bazı inovatif şirketler bu materyallerden koku bileşenleri elde etmenin yollarını araştırıyor. Döngüsel ekonomi perspektifinden bakıldığında, Hindistan cevizi palmiyesinin her parçası potansiyel bir değer kaynağı. Bir örnekle toparlayalım; Dedcool gibi sürdürülebilirliğe odaklanan markalar, Hindistan cevizi notası kullanırken şeffaf tedarik zincirleri ve etik kaynak kullanımı vurgusu yapıyor. Filipinler'den etik yollarla temin edilen Hindistan cevizi yağı, parfüm pazarlamasında bir "değer" olarak öne çıkıyor artık. Parfüm endüstrisinin sürdürülebilirlik gündeminde Hindistan cevizi, ilginç bir konumda. Bir yandan, Hindistan cevizi palmiyesi oldukça verimli ve sürdürülebilir bir kaynak; az su tüketiyor, az pestisit gerektiriyor, uzun ömürlü. Öte yandan, parfümerideki Hindistan cevizi kokusunun büyük bölümü sentetik kaynaklardan geldiği için, doğal Hindistan cevizi tarımıyla doğrudan ilişkisi sınırlı.
Hindistan cevizi, parfümeride bir paradoksun cisimleşmiş hali. Doğada neredeyse kokusuz bir meyve, laboratuvarda yaratılan bir hayal, kültürel kodlarla yüklü bir sembol, güneş yağından haute parfümerie'ye uzanan bir evrim hikayesi. Tom Ford Hamptons'tan bahsediyor, Creed Karayipler'den, Maison Margiela hatıralardan... Serge Lutens ise hiç plaja gitmiyor; Hindistan cevizini şömineye koyuyor. Herkes aynı notayı kullanıyor ama herkes farklı bir hikaye anlatıyor. Bu nota, bize parfüm sanatının özünü hatırlatıyor: gerçeği taklit etmek değil, gerçeklikten daha gerçek bir izlenim yaratmak. Bir Hindistan cevizi parfümü sürdüğümüzde, aslında hiç gitmediğimiz bir plaja, hiç yaşamadığımız bir yaz gününe, belki de hiç var olmayan, yeryüzünde bir cennete yolculuk ediyoruz. Parfümeride Hindistan cevizi, belki de bu yüzden bu kadar kalıcı bir çekiciliğe sahip. Çünkü o, sadece bir koku değil, bir vaat. Kaçışın, rahatlığın, sıcaklığın, nostaljinin vaadi. Ve bu vaat, tropikal bir cennetin gerçekten var olup olmadığından bağımsız olarak, her sıkışta yenileniyor. Hindistan cevizi yanmaz, rüya gördürür. Ve bu rüya, belki de onun en büyük büyüsü.
GİRİŞ
Gülçiçek Kimya ve Uçanyağlar San. ve Tic. A.Ş. (“GÜLÇİÇEK”), tabi olduğu tüm yasal düzenlemelere, kurumsal kodlara, iş ahlakına ve etik kurallara bağlı bir kuruluştur. Bu metinde geçen “GÜLÇİÇEK” (“biz” veya “bizi/bize” veya “bizim”) ifadesi GÜLÇİÇEK, ile bağlı iştiraklerinin tümünü ifade edecek şekilde kullanılmaktadır.
GÜLÇİÇEK, ziyaret ettiğiniz web sitesini işleten veri sorumlusu olarak sizinle sözleşmesel bir ilişki içerisindedir. Kimliği belirli veya belirlenebilir bir gerçek kişiye ait veriler, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (“KVKK”) ve hukuki dayanağını ondan alan ikincil mevzuat ile Kişisel Verileri Koruma Kurulu (“Kurul”) kararları (bundan böyle hepsi birlikte “Türk Veri Koruma Mevzuatı” olarak anılacaktır.) kişisel veri olarak nitelendirilmekte ve korunmaktadır.
GÜLÇİÇEK olarak, web sitemizi ziyaret eden veya bize web sitemiz üzerinden ulaşmak isteyen gerçek kişilere yani Bireylerle ilgili tüm kişisel verileri Türk Veri Koruma Mevzuatı’na uygun olarak işlemeyi, bu verilerin güvenliğini sağlamayı ve bunlara saygı göstermeyi taahhüt ediyoruz. Bireylerin, kişisel verilerini, sözleşmenin yürütümü ve müşteri ilişkilerinin yönetimi amacıyla nasıl işleyeceğimizi anlayabilmeniz için bu veri gizliliği bildirimini, sizlerin bilgisine sunuyoruz.
KİŞİSEL VERİLERİNİZİN YASAL OLARAK İŞLENMESİ
Bireylerin kişisel verileri, web sitesini kullanımınız dolayısıyla GÜLÇİÇEK ile aranızdaki sözleşmenin kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması[1] sebebiyle, hem de GÜLÇİÇEK’in meşru menfaatleri[2] doğrultusunda işlenir. GÜLÇİÇEK’in taraf olduğu sözleşmenin performansını idare etmesi, talep ve şikayetleri değerlendirmesi GÜLÇİÇEK’in meşru menfaatidir.
KİŞİSEL VERİLERİN İŞLENMESİNİN AMACI
Kişisel verileri aşağıdaki amaçlarla işliyoruz:
1) Müşteri Memnuniyeti Faaliyetlerin Yürütülmesi,
2) Sözleşme Süreçlerinin Yürütülmesi,
3) İç Denetim/ Soruşturma / İstihbarat Faaliyetlerinin Yürütülmesi,
4) İş Faaliyetlerinin Yürütülmesi / Denetimi,
5) Yasal Bildirim Yükümlülüklerinin Yerine Getirilmesi.
TOPLADIĞIMIZ KİŞİSEL VERİ TÜRLERİ
Şirketimiz; sahibi olduğu www.gulcicek.com.tr alan adlı internet sitesi üzerinde gerçekleştirilen ziyaretler ve başvurular sırasında, Bireylerin; i) Kimlik bilgisi (Ad-Soyadı), ii) İletişim bilgisi (Cep Telefon Numarası, E-posta adresi), iii) web sitesi ziyaret bilgilerinden (IP adresi, çerez kayıtları, izin/onay kayıtları, gezinme kayıtları, log bilgileri) ve iv) bize ilettiğiniz mesajınız içerisinde bize iletmeyi tercih ettiğiniz diğer kişisel verilerden oluşan genel nitelikli kişisel verilerini yukarıda anılan sebeplerle işlemektedir.
KİŞİSEL VERİ KAYNAKLARI
Yukarı belirtilen kişisel verileri, GÜLÇİÇEK web sitesini ziyaret ederek şirketimize ulaşan Bireylerin kendisinden doğrudan toplarız.
KİŞİSEL VERİLERİNİZİ KİMLERE AKTARIYORUZ?
Bireyler ile aramızdaki sözleşmesel ilişkinin yönetimiyle ilgili olarak herhangi bir zamanda kişisel verileri, bir hizmet ve gizlilik sözleşmesi ile hizmet aldığımız ve bizim adımıza veri işleyen bir hizmet sağlayıcımız ile paylaşabiliriz. Topladığımız kişisel verileri, veri işleyenlerimiz haricindeki üçüncü kişilerle paylaşmıyoruz.
Bireylerin kişisel verileri; GÜLÇİÇEK’in faaliyetlerini etkin biçimde yürütmek için kullandığı yerel ve global, finans, sözleşme ve tedarikçi yönetimine yönelik veri işleme sistemlerinde, güvenli bir şekilde işlenmekte ve saklanmaktadır.
Kişisel verisi işlenen tüm Bireylerden, Türk Veri Koruma Mevzuatına uygun şekilde, eğer gerekli ise, verilerinin GÜLÇİÇEK’e ait yurt içinde bulunan veri kayıt sistemleri üzerinde işlenilmesi için açık rızalarının alınması, ve her durumda GÜLÇİÇEK sistemleri kullanılarak yapılacak her türlü veri işleme faaliyeti için Bireylerin, Aydınlatma Yükümlülüğünün Yerine Getirilmesinde Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ uyarınca belirlenen usul ve esaslara uygun şekilde aydınlatılması Şirketinizin sorumluluğundadır.
KİŞİSEL VERİLERİ NE KADAR SÜREYLE SAKLIYORUZ
Bireylerin kişisel verilerini, GÜLÇİÇEK web sitesini kullanımınız boyunca ve varsa aranızdaki sözleşme yürürlükte olduğu sürece işliyor ve muhafaza ediyoruz. Ayrıca GÜLÇİÇEK ile aranızdaki sözleşmenin sona ermesinden itibaren, Bireylere ait kişisel verileri 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda belirlenen zamanaşımı sürelerine uygun şekilde, kendi meşru menfaatlerimiz[3] doğrultusunda 10 (on) sene saklamaya devam ediyoruz. Ancak sözleşmenin sona ermesinden sonraki 10 (on) senelik saklama süresi içerisinde kişisel verileri, yetkilendirme kısıtı uygulayarak, yalnızca belirli kişilerin erişebileceği şekilde muhafaza ediyoruz.
KİŞİSEL VERİLERİN GÜVENDE TUTULMASI
Bireylerin kişisel verilerinin güvende tutulması bizim önceliğimizdir. Kişisel veriler, tarafımızdan veya dikkatle seçilmiş, bir hizmet ve gizlilik sözleşmesiyle bize veri işleyen sıfatıyla hizmet veren hizmet sağlayıcılarımız tarafından güvenli bir şekilde saklanır. Kişisel verilerin, kaybı ve istismarının yanı sıra, yetkisiz erişim veya ifşaya karşı güvende tutmak için oldukça sıkı güvenlik önlemlerinin uygulanmasını sağlarız. Güvenlik anlamında aldığımız teknik ve idari tedbirlerin, Türk Veri Koruma Mevzuatı uyarınca alınması gerektiği belirtilen tedbirleri karşılamasına özen gösteririz.
BİREYLERİN VERİ KORUMA HAKLARI
Türk Veri Koruma Mevzuatı uyarınca Bireyler, herhangi bir zamanda GÜLÇİÇEK’e başvurarak kendileriyle ilgili;
a) Kişisel veri işlenip işlenmediğini öğrenme,
b) Kişisel verileri işlenmişse buna ilişkin bilgi talep etme,
c) Kişisel verilerin işlenme amacını ve bunların amacına uygun kullanılıp kullanılmadığını öğrenme,
c) Yurt içinde veya yurt dışında kişisel verilerin aktarıldığı üçüncü kişileri bilme,
d) Kişisel verilerin eksik veya yanlış işlenmiş olması hâlinde bunların düzeltilmesini isteme,
e) Kişisel verilerin silinmesini veya yok edilmesini isteme,
f) (d) ve (e) bentleri uyarınca yapılan işlemlerin, kişisel verilerin aktarıldığı üçüncü kişilere bildirilmesini isteme,
g) İşlenen verilerin münhasıran otomatik sistemler vasıtasıyla analiz edilmesi suretiyle kişinin kendisi aleyhine bir sonucun ortaya çıkmasına itiraz etme,
g) Kişisel verilerin kanuna aykırı olarak işlenmesi sebebiyle zarara uğraması hâlinde zararın giderilmesini talep etme, haklarına sahiptir.
KİŞİSEL VERİLERE İLİŞKİN HAKLARIN KULLANILMASI
Verisi, veri sorumlusu GÜLÇİÇEK’in talimatları uyarınca işlenen her ilgili kişi KVKK’nin 11.maddesi kapsamındaki haklarını kullanmak amacıyla KVKK’nin 13.maddesi uyarınca veri sorumlusuna başvuruda bulunma hakkına sahiptir. Veri sorumlusu GÜLÇİÇEK, bu başvuruyu en geç 30 (otuz) gün içerisinde kabul veya gerekçesini açıklamak kaydıyla reddetmek zorundadır. Ancak bu başvurunun us
ulüne uygun bir başvuru olarak kabul edilebilmesi için Veri Sorumlusuna Başvuru Usul ve Esasları Tebliği’nde düzenlenen unsurların tamamını karşılaması gerekmektedir.
Herhangi bir ilgili kişinin başvurusunun geçerli bir başvuru olarak kabul görmesi için;
İlgili kişinin bizzat kendisi tarafından kimlik ibraz etmek suretiyle Türkçe dilinde, yazılı olarak veya
Kayıtlı elektronik posta (KEP) adresi, güvenli elektronik imza, mobil imza ya da
İlgili kişi tarafından GÜLÇİÇEK’e daha önce bildirilen ve GÜLÇİÇEK’in sisteminde kayıtlı bulunan elektronik posta adresini kullanmak suretiyle veya
GÜLÇİÇEK tarafından, başvuru amacına yönelik geliştirilmiş bir yazılım ya da uygulama vasıtasıyla iletilmesi gerekmektedir.
Yine bir başvurunun usulüne uygun bir başvuru olarak kabul edilip değerlendirilmesi için içerisinde aşağıdaki hususların hepsinin yer alması gerekmektedir.
İlgili kişinin adı, soyadı ve başvuru yazılı ise ıslak imzası,
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için T.C. kimlik numarası, yabancılar için uyruk, pasaport numarası veya varsa kimlik numarası,
Tebligata esas yerleşim yeri veya iş yeri adresi,
Varsa bildirime esas elektronik posta adresi, telefon ve faks numarası,
İlgili kişiye ait talebin konusu.
Bu nedenle KVKK’nin 11.maddesi uyarınca ilgili kişilere tanınan hakların kullanılabilmesi için Veri Sorumlusuna Başvuru Usul ve Esasları Tebliği’nde düzenlenen unsurların tamamını taşıyacak şekilde bir başvurunun, işbu Politikada yer alan iletişim ve adres bilgileri kullanılarak iadeli taahhütlü posta yoluyla, şahsen gelip bizzat başvurularak, GÜLÇİÇEK sistemlerinde kayıtlı bir e-posta adresi üzerinden ya da güvenli elektronik imza kullanılarak elektronik posta yoluyla GÜLÇİÇEK’e iletilmesi gerekmektedir.
HERHANGİ BİR SORUNUZ OLMASI DURUMUNDA
Verileri işleme şeklimizden memnun değilseniz, başvuruda bulunmak veya anlamadığınız bir konuda bilgi almak ya da soru sormak istiyorsanız, herhangi bir zamanda Veri Koruma Görevlisiyle irtibata geçebilirsiniz. (E-posta: kvkk@gulcicek.com.tr)
[1] 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 5. maddesinin 2. fıkrasının c) bendi uyarınca ilgili kişinin açık rızası olmaksızın kişisel verilerinin işlenmesini mümkün kılan şartlardan biri olarak düzenlenmiştir.
[2] 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 5. maddesinin 2. fıkrasının f) bendi uyarınca ilgili kişinin açık rızası olmaksızın kişisel verilerinin işlenmesini mümkün kılan şartlardan biri olarak düzenlenmiştir.
[3] 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 5. maddesinin 2. fıkrasının f) bendi uyarınca ilgili kişinin açık rızası olmaksızın kişisel verilerinin işlenmesini mümkün kılan şartlardan biri olarak düzenlenmiştir.